Bu yazımızda “Sefiye nedir” konusunu tüm detaylarıyla ele aldık. Kiru sayfamızı takip etmeye devam edin!
Kayseri’de Bir Kış Sabahı ve İçime Oturan Soru
Kiru okurlarına özel bu yazımızda “Sefiye nedir” konusunu derinlemesine inceliyoruz.
Kayseri’de kış sabahları insanın içine biraz daha sert girer. Soğuk sadece yüzüne değil, düşüncelerine de işler. O sabah uyandığımda içimde garip bir boşluk vardı. Ne tam huzursuzluktu ne de tamamen sakinlik. Sanki bir şey eksikti ama ne olduğunu bilmiyordum.
Defterimi açtım. Her sabah yaptığım gibi. Sayfaların arasında dolaşırken kalem elimde ağırlaştı. Yazmak istiyordum ama ne yazacağımı bilmiyordum. İşte tam o anda aklıma o kelime düştü: “Sefiye nedir?”
Kendi kendime sordum. Sesli değil ama içimden çok net bir şekilde. Sanki biri kulağıma fısıldamış gibiydi.
Mahallede Başlayan Küçük Bir Karşılaşma
O gün dışarı çıkmak zorundaydım. Erzak almak için mahalle bakkalına gittim. Kayseri’nin eski sokaklarından birinde, köşeye sıkışmış küçük bir dükkân. Kapıyı açtığımda çalan zil sesi bile farklıydı o gün; daha uzun, daha derin.
Bakkalın önünde oturan yaşlı bir kadın vardı. Her gün görürdüm ama hiç dikkat etmemişim gibi hissettim. Elinde eski bir bez torba, gözleri uzaklara dalmış.
“Kolay gelsin evladım,” dedi.
Sesinde garip bir tanıdıklık vardı. Sanki o sesi daha önce bir yerlerde duymuşum ama hatırlayamamışım gibi.
Bakkaldan çıkarken dayanamadım, “Teyze, kusura bakma… Sefiye nedir biliyor musun?” dedim.
Soruyu sorarken bile tuhaf hissettim. Çünkü bu kelimeyi ben de yeni keşfetmiş gibiydim. Sanki dilimde değil de içimde doğmuştu.
Kadın bir an sustu. Gözlerini bana çevirdi. O bakışın içinde hem geçmiş vardı hem de bir şeyleri unutan bir huzur.
Sefiye Nedir? İlk Sessizlik
“Kim söyledi sana o kelimeyi?” dedi.
“Kimse,” dedim. “Sadece aklıma geldi.”
Başını hafifçe eğdi. Sanki cevabı dışarıda değil de kendi içinde arıyordu.
“Demek yine hatırlattı kendini…” dedi kısık bir sesle.
O an içim ürperdi. Çünkü “hatırlamak” kelimesi burada sıradan bir şey gibi durmuyordu. Daha derin, daha eski bir anlamı vardı.
Sefiye’nin Hikâyesine Açılan Kapı
Kadın ayağa kalktı. “Gel,” dedi sadece.
Hiç düşünmeden peşinden yürüdüm. Bakkalın yanındaki eski eve girdik. Kapı gıcırdadı. İçerisi loş, duvarlar sararmıştı. Ama garip bir şekilde huzurluydu.
Oturduğumuzda bana baktı ve uzun bir nefes aldı.
“Sefiye bir isim değil sadece,” dedi. “Bir hâl. Bir insanın kendi içindeki yükü bırakabilme hali.”
Bu cümleyi duyunca içimde bir şey kıpırdadı. Sanki uzun zamandır beklediğim bir açıklama gelmişti ama yine de tam oturmuyordu.
“Sefiye nedir diye soran herkes aslında kendini sorar,” diye devam etti. “Ama bunu fark etmez.”
O an defterim olsaydı kesin yazardım. Ama o kadar dikkatle dinliyordum ki yazmak bile aklıma gelmedi.
Kayseri’nin Sessiz Sokaklarında İçsel Bir Yolculuk
Eve dönerken kafamın içinde aynı kelime dönüp duruyordu: Sefiye.
Kayseri’nin soğuk rüzgârı yüzüme çarparken bile içimde bir sıcaklık vardı. Çünkü ilk kez bir kelime bana sadece anlam değil, bir his bırakmıştı.
Defterimi açtım. Yazmaya başladım:
“Bugün bir kadın bana Sefiye’nin bir isim olmadığını söyledi. Bir hâl olduğunu söyledi. Ama ben hâl nedir, onu da bilmiyorum.”
Kalemim durdu. Düşündüm.
Belki de bazı kelimeler açıklanmak için değil, yaşanmak içindi.
Yılların İçinde Gizlenen Bir Yüz
Ertesi gün tekrar o eve gittim. Kapıyı çaldığımda aynı kadın açtı. Sanki beni bekliyormuş gibi.
İçeri girdim. Masanın üzerinde eski bir fotoğraf vardı. Genç bir kadın, yanında çocuklar. Fotoğraf solmuş ama yüzler hâlâ belirgindi.
“Bu kim?” diye sordum.
Kadın fotoğrafa baktı ve gülümsedi. Ama bu gülümseme mutlu bir şey değildi. Daha çok geçmişle barışmış bir yorgunluk gibiydi.
“Ben,” dedi.
O an şaşırdım. Çünkü karşımda oturan kadınla fotoğraftaki kişi arasında bir uçurum vardı.
“Sefiye nedir biliyor musun?” dedi yeniden.
Başımı salladım ama aslında bilmiyordum.
“Benim gençliğimdi,” dedi. “Kırılmadan önceki hâlim.”
O an içim sıkıştı. Çünkü bu cümle, sadece bir kelimeyi değil, bir hayatı anlatıyordu.
Sefiye Nedir? Bir İnsanın Kendisiyle Barışması
Kadın devam etti:
“İnsan bazen kendine kızar. Yaptıklarına, yapamadıklarına… Sonra bir gün yorulur. Ve bırakır. İşte o bırakma anına Sefiye derdim ben.”
Bu sözler içime ağır ağır oturdu. Sanki yıllardır taşıdığım bir şeyi biri elimden almış gibi hissettim. Ama bu hafiflik kötü değildi.
Aksine… ilk kez rahatladım.
Defterimde Açılan Yeni Sayfa
O gece defterime uzun uzun yazdım. Ama bu kez soru sormuyordum. Sadece anlatıyordum.
“Sefiye nedir diye sormuştum. Şimdi biliyorum gibi hissediyorum ama tam değil. Belki de bilmek değil bu. Hissetmek.”
Kalemim durdu. Dışarıdan Kayseri’nin gece sessizliği geliyordu. Uzak bir köpek sesi, rüzgârın pencereye dokunuşu…
İçimde garip bir huzur vardı. Hayal kırıklığı da vardı ama daha yumuşak bir hâle gelmişti. Çünkü bazı cevaplar insanı tamamlamaz, sadece eksikliğini kabul ettirir.
Geçmişin Ağırlığıyla Hafifleyen İnsan
Günler geçtikçe o kadını daha sık görmeye başladım. Her görüşmemizde “Sefiye nedir?” sorusu biraz daha değişiyordu.
Bazen bir pişmanlık oldu. Bazen affetmek. Bazen sadece susmak.
Ama en çok da şunu fark ettim: İnsan kendi geçmişine ne kadar sert bakarsa, o kadar ağırlaşıyor.
Kadın bana bir gün şöyle dedi:
“Ben kendime Sefiye olmayı öğrendim. Yani kendimi affetmeyi.”
Bu cümle bende uzun süre kaldı.
İçimde Açılan Yeni Bir Alan
Bir sabah aynaya baktım. Uzun süre. Kendimi inceledim ama bu kez eleştirmek için değil.
Yüzüm aynıydı. Ama içimde bir şey değişmişti. Sanki yıllardır taşıdığım bir yük biraz hafiflemişti.
Defterimi açtım ve tek bir cümle yazdım:
“Sefiye, insanın kendine yeniden dokunabilmesidir.”
O an anladım ki bu kelimeyi artık sadece duymuyordum. Yaşıyordum.
Sefiye Nedir? Bende Kalan Son Yankı
Şimdi geriye dönüp baktığımda, o kelimenin beni nasıl değiştirdiğini daha net görüyorum.
Sefiye nedir diye başladığım bu yolculuk, aslında kendime doğru bir yolculuktu.
Hayal kırıklıklarıyla, küçük umutlarla, bazen sessizlikle dolu bir yol.
Ama en sonunda şunu öğrendim:
İnsan bazen kendini kaybetmez. Sadece kendine biraz geç ulaşır.
Ve o gecikmiş buluşmanın adı bazen bir kelime olur… bazen bir yüz… bazen de sessiz bir iç ses.
Benzer Konular: Kade-i ûlâ nedir ?