İzmir Sıcağında, İnternetin Soğuk Sorusu: “Zazalar Aryan mı?”
İzmir’de 25 yaşında biri olarak hayatımın büyük kısmı iki şey arasında gidip geliyor: birincisi Kordon’da rüzgâr var mı yok mu diye bakmak, ikincisi de gecenin üçünde internette “insanlık neden böyle sorular soruyor” diye düşünmek.
Geçen gün yine klasik bir sahne: evde oturmuşum, çay demlemişim, dışarıda martılar kavga ediyor, ben de telefon ekranına bakıyorum. Bir anda karşıma şu çıktı: “Zazalar Aryan mı?”
Şimdi dürüst olayım… Bu cümleyi ilk gördüğümde beynim kısa süreliğine İzmir trafiğine bağlandı. Bir boşluk. Bir “pardon ben buradan nasıl çıkıyordum?” hali.
Sonra iç ses devreye girdi:
— “Sen 25 yaşındasın, bunu neden düşünüyorsun?”
— “Ben düşünmüyorum, internet düşündürüyor.”
Ve böylece zihnimde uzun bir yolculuk başladı.
İnternet Sorularıyla Yaşamak: Modern Çağın Spor Dalı
İnternette bazı sorular var ki, sanki özel olarak sabaha karşı 03.17’de yazılmak üzere tasarlanmış.
“Zazalar Aryan mı?” da tam olarak bu kategoriye giriyor.
Gündüz yazsan “bu nereden çıktı?” dersin, gece yazsan “mantıklı bir araştırma konusu olabilir mi?” diye kendini kandırırsın. Ben genelde ikinci gruba giriyorum, çünkü İzmir geceleri insanı felsefeye sürüklüyor. Özellikle de dolapta sadece ketçap varsa.
O an evde kendi kendime yürürken düşündüm:
“Ben bu soruyu sormasam hayatım daha mı iyi olurdu?”
Cevap: muhtemelen evet.
Ama insan merak ediyor işte. Hele ki sosyal medya algoritması seni tarih, etnografi ve 3 saatlik “gerçekler şok etti” videolarına sürüklediyse geçmiş olsun.
Mahalle Kahvesi Versiyonu: Herkes Uzman
Bizim İzmir mahallesinde böyle konular açıldığında sahne çok net olur.
Kahvede bir abi çayını yudumlar, gözlüğünü düzeltir:
— “Aryan mı diyorsun? Bak o işler karışık.”
Yan masadan biri girer:
— “Kanka Aryan deyince Almanya falan değil mi ya?”
Garson bile dayanamayıp:
— “Abi ben sana tavşanlı tost getirdim, tarih sorusu değil.”
İşte ben bu ortamın zihinsel versiyonunu yaşıyorum sürekli. Kafamın içinde 12 kişilik bir kahvehane var ve herkes aynı anda konuşuyor.
Benim İç Sesim vs Google Arama Geçmişim
İç ses:
— “Bunu araştırma, yine gece 04.00 olacak.”
Ben:
— “Sadece bakacağım.”
Google geçmişim:
Zazalar kimdir
Aryan ne demek
Tarih neden bu kadar karmaşık
İzmir’de en iyi simit nerede
Sonuç: Konudan tamamen bağımsız bir açlık krizi.
Zazalar Aryan mı? Sorunun Kendisi Neden Bu Kadar Viral?
Şimdi dürüst olalım. Bu tip sorular genelde bir yerde yanlış bir cümleyle başlıyor ve sonra internet bunu büyütüyor. İnsanlar bazen bir kelimeyi duyuyor, sonra onu Google’a yazıyor ve bir daha asla aynı kişi olmuyor.
“Zazalar Aryan mı?” sorusu da çoğu zaman bilimsel bir meraktan çok, internetin “etiketleme hastalığı”ndan çıkıyor gibi duruyor.
Benim kafamda ise olay şöyle:
Birisi düşünmüş:
— “Acaba bu topluluk hangi tarihsel kökene dayanıyor?”
İnternet bunu almış:
— “BUNU EN KISA YOLDAN NASIL SANSASYONA ÇEVİRİRİM?”
Ve sonuç: sabaha karşı forumlarda savaşlar.
Benim İzmir Versiyonum: Gereksiz Derin Düşünme Yeteneği
İzmir’de büyümek garip bir şey. Bir yandan rahat bir şehir, bir yandan zihnini boş bırakınca direkt düşünce labirentine düşüyorsun.
Geçen gün Alsancak’ta yürürken martıya baktım ve düşündüm:
“Acaba bu martı kendini hangi kimlikte hissediyor?”
Sonra kendime geldim:
— “Sen Zazalar Aryan mı diye düşünüyordun, martıya nasıl geldin?”
Beynimdeki bağlantılar Wi-Fi’siz internet gibi: çekiyor ama neye bağlandığı belli değil.
Kimlik, Tarih ve İnternetin Abartma Yeteneği
Şimdi konunun kendisi aslında oldukça ciddi: halkların kökeni, tarihsel etkileşimler, dil ve kültür gibi şeyler akademik olarak incelenen alanlar.
Ama internet bunu alıyor ve şöyle yapıyor:
Basit bir akademik tartışma → kimlik savaşına dönüşüyor
Nötr bilgi → taraf seçme testine dönüşüyor
Merak → “klik savaşına” dönüşüyor
Ben bunu fark ettiğimde kafamda küçük bir sahne canlandı:
Ben üniversitede amfide oturuyorum, hoca anlatıyor:
— “Bu konu oldukça çok katmanlıdır.”
Arka sıradan biri bağırıyor:
— “Hocam kısaca Aryan mı değil mi?”
Hoca derin bir iç çekiyor. Ben de not defterine şunu yazıyorum: “Hayat bazen çok hızlı yanlış sorular soruyor.”
Arkadaş Ortamı Versiyonu: Konu Nasıl Dağılıyor
Arkadaş grubuyla oturuyoruz, konu açıldı diyelim.
Ben:
— “Zazalar Aryan mı diye bir tartışma varmış.”
Arkadaş 1:
— “Aryan neydi ya? Harry Potter’daki büyü mü?”
Arkadaş 2:
— “Kanka Aryan diye pizza markası vardı sanki.”
Ben içimden:
— “Biz neden her konuyu yemekle bağlıyoruz?”
Sonra konu tamamen dağılıyor:
futbol
eski ilişkiler
kim daha çok uykusuz
İzmir’de en iyi börekçi
Yani insanlık tarihi bir kez daha erteleniyor.
İç Sesim O An Ne Yapıyor?
— “Bak görüyorsun değil mi? Bilgi arıyordun, börek konuşuyorsun.”
Ben:
— “Ama börek de önemli.”
İç ses:
— “Sen zaten her şeyi önemli yapıyorsun.”
Zihinsel Overthinking: Ben ve Gereksiz Derinlik
Benim en büyük problemim şu: küçük bir soruyu alıp 27 katmanlı düşünce sistemine çevirmek.
“Zazalar Aryan mı?” gibi bir soru bile bende şu zinciri başlatabiliyor:
Tarih
Dil
Kimlik
Coğrafya
İnsanların neden sürekli etiket aradığı
Ben neden bunu düşünüyorum
Acaba fazla mı düşünüyorum
Sonra fark ediyorum ki konu çoktan beni bırakmış, ben hâlâ onun peşinden gidiyorum.
İzmir Gecesi ve Düşünce Döngüsü
Gece İzmir başka bir yer oluyor. Sessizlik var ama kafa içi kalabalık.
Pencere açık:
uzaktan bir scooter sesi
hafif rüzgâr
bir yerlerde çalan müzik
Ben yatakta:
— “Zazalar Aryan mı… ama Aryan neydi tam olarak…”
Ve böylece uyku, bir süre daha gelmiyor.
Kiru ekibi olarak “Zazalar Aryan mı” hakkındaki bu içeriğin sizler için değerli olduğunu umuyoruz. Görüşmek üzere!
Asıl Sorun: Soru mu, Biz mi?
Bazen düşünüyorum, mesele “Zazalar Aryan mı?” sorusu değil.
Mesele bizim her şeyi bir kutuya koyma isteğimiz.
İnsan beyni seviyor:
etiketlemeyi
sınıflandırmayı
net cevapları
Ama hayat öyle değil.
Ben bunu fark ettiğimde biraz rahatlıyorum aslında. Çünkü her şeyin net cevabı olmak zorunda değil. Ama internet bunu kabul etmiyor tabii.
İnternet diyor ki:
— “Ya siyah ya beyaz, gri alan yok.”
Ben:
— “Ama İzmir güneşi bile bazen turuncu.”
Final Düşünce: Ben Hâlâ Aynı Kafadayım
Şu an bu yazıyı yazarken bile bir yandan iç sesim konuşuyor:
— “Sen gerçekten bu konudan buraya nasıl geldin?”
Cevabım yok.
Belki de mesele bu.
Bazen bir soru sadece soru değildir. Bir düşünme biçimidir. Bir kafa karışıklığıdır. Bir İzmir akşamıdır. Bir çaydır. Bir martıdır. Bir de “neden bunu araştırıyorum ben ya” anıdır.
Ve tüm bu zihinsel kalabalığın ortasında tek net gerçek şudur:
İnsan bazen sadece düşünür. Çok düşünür. Fazla düşünür.
Sonra yine Kordon’a gider, rüzgâra bakar ve her şeyi biraz unutmaya çalışır.