Hello Kitty Boykot Ürünü mü?
Bazen hayatın komik olmasına izin vermek gerekiyor. Ama bir yandan da o kadar fazla şey var ki düşündüğümüzde ciddiye almak zorunda hissediyoruz kendimizi. Hele hele Hello Kitty gibi her yaştan insanın beğenerek kullandığı, pembe renkli, kocaman gözlü, tatlı bir kedi karakteri varken. Şimdi, bir de bu tatlılıkla ilgili boykot çağrıları yapılınca kafamız biraz karışıyor. Hadi gelin, bu durumu biraz daha mizahi bir bakış açısıyla ele alalım.
Hello Kitty: Güzel bir Masumiyet mi, Yoksa Kayıp Bir Zeka mi?
“Ben bir yetişkinim, bir kedicik için boykot çağrısı yapmam.” diyebilirsiniz ama, İzmir’de, 25 yaşında bir adam olarak, arkadaşlarım arasında “Vallahi şu Hello Kitty’yi boykot etmek lazım,” dediğimde, tepkilerin neler olacağını tahmin edebiliyorum. Hem ciddiyetle tartışacak, hem de sonrasında dışarıda bir kafede bir yudum kahve içip durumu geçiştireceğiz. Ancak işin içinde bir tatlılık varsa, bir de boykot çağrısı varsa, burada bir gariplik olduğu kesin.
Ama önce şunu anlamamız gerek: Hello Kitty neden boykot edilmek isteniyor? Kısa bir araştırma yaparak, bu kadar sevimli, herkesin dilinden düşmeyen bir karakterin neden bu kadar eleştirildiğine bakalım. (Sakın ben de iç sesimi bir kenara koyup bu yazıyı araştırma metnine çevirecek değilim. Hadi gel, biraz eğlenelim.)
Bir Kedi mi, Bir Üretim Aracı mı?
Bazı insanlar, Hello Kitty’nin aslında Japonya’nın kapitalist dünyasında şekillendirilmiş, bir tür kültürel sömürü aracı olduğunu iddia ediyorlar. Yani, “Bu kedi, aslında sadece bir marka” demek istiyorlar. Kendini tatlı göstermek için pembe bir renk seçmiş, sevimliliğiyle insanları etkilemiş, sonra da parayı cebine atmış. Evet, mantıklı. Ama bir dakika, benim ona neden bu kadar takılmamı gerektiren bir durum var mı?
Yine de bir yandan, “Bunu nasıl boykot ederiz?” sorusu geliyor. Ne yapacağız, Hello Kitty desenli çantalarımızı mı satalım? O zaman ya da tüm o pembe gözlükleriyle sevilen figürleri mi bir köşeye atacağız? Bu durumda, “Boykot etmek de zor bir işmiş,” diye düşünmeden edemiyorum.
Bu Konuda En İyi Replik Arkadaşlardan Gelir
Bir gün arkadaşım Okan, “Ya Hakan, Hello Kitty boykot ediyormuşsun, ne yapıyorsun?” diye soruyor. Gülerek, “Valla çoktan boykot ettim, bu karakteri benim sevdiğimi zanneden arkadaşlarım yüzünden. Bunu taşımak zorunda mıyım ya?” diyorum. Okan’ın gözleri büyüyor. “İyi de, boykot etmene gerek yok, sen zaten bunlara yatkınsın. Mesela senin, bir giydiğin pantolonun markası da hemen giydirenleri işsiz bırakıyor gibi.”
Ve sonra sesimi değiştirip, dram yüklemeye başlıyorum: “Bunu hep söylüyorum, Okan. Bu dünya bana uygun değil. Hello Kitty boykot ediyorum çünkü onunla barışmaya çalışırken, bir de insanları tüketim çılgınlığına iten, ruhunu satmaya zorlayan bir şeyin parçası oluyorum.”
İçimden, “Bu komik bir diyalog oldu,” diyorum ama yüzümde bir ciddiyet var tabii. Çünkü bazen sadece şunu fark ediyorum; “Bizim hayatımız bu kadar ciddiye alınacak kadar önemli mi?”
Boykot Nasıl Yapılır?
Hello Kitty boykotunun evrimini düşününce, bir an için “Ne yapılabilir ki?” sorusu kafama takılıyor. Boykot, temelde bir ürünün üreticisini, onun sattığı şeye karşı durarak, onun ekonomik olarak bir şey kaybetmesini sağlamaya çalışmak değil mi? Peki ama, Hello Kitty’nin ya da arkasındaki devasa markaların böyle bir zararı olabilir mi? Hani o kedicikler çocuklara kocaman gözler, parmak kadar kulaklar, ve rengarenk tüylerle şekil alıyorken, biz boykot yaparak bu durumu değiştirebilecek miyiz?
Bir diğeri ise, boykot çağrısının tüm dünyaya yayıldığını hayal edin. Yani boykotun bu kadar geniş bir çerçeveye ulaşması, aslında bize şunu gösteriyor: İnsanlar, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını fark etmişler. “Bunu boykot etmeliyim,” diyorlar ama sonrasında tüm dünyada “bir marka” olmaktan öte bir karakter haline gelmiş olan Hello Kitty’nin, gerçekten bu kadar kötü bir şey olduğuna inanmıyorlar. Sadece bazen, “Ama bu kediciği de sevmek zorundaymışım gibi hissediyorum,” diye bir iç sesle çıkıyoruz bu yola.
Kısa ve Net: Boykot Edemem, Sevimli Bu Kedi!
Zaten boykot edeceğim diye arayışa girip, ertesi gün bir dükkanda Hello Kitty figürlü telefon kılıfını alırken buluyorum kendimi. “Olamaz, burada ne oluyor?” diyorum. Ya da arkadaşım Zeynep, “Vallahi boykot ettim,” dediği gün, Twitter’da Hello Kitty paylaşımları yaparken görüyorum. Boykot yapmak da çok zor! Her seferinde, bu sevimli kedi dünyasına tekrar kapılıp gitmek, ruhumuzun içindeki “sevimliliğe karşı dayanma gücümüzü” zorlayıp kaybetmek demek.
İçimdeki Çelişki: Boykot mu, Sevimlilik mi?
Sonuçta şunu anlıyorum: Hello Kitty boykot ürünü mü? Belki evet, belki hayır. Ama biz insanlarız, komik varlıklarız. Biraz ciddiye alıp boykot edeceğimiz bir karakteri severken, o tatlı figürün kalbimize ne kadar girdiğini fark ettiğimizde boykotu unutur, işin tadını çıkarırız. Çünkü Hello Kitty, sadece bir kedicik değil; bir çağrışım. Bir “şey” ama o kadar da şüpheli bir şey ki, bir yandan da bizi sevimliliğine çekip alıyor. Boykot etmeye kalksanız bile, kendinizi son bir kez o figüre “Canım, seni boykot ediyorum ama kalbimdeki çocuk seni seviyor,” derken buluyorsunuz.
Ve bence, tüm boykot hikâyeleri burada bitiyor. Gerçekten de boykot etmek ne kadar mantıklıysa, Hello Kitty’yi sevmenin de o kadar anlamlı olduğuna karar verdim. Hem bu kedicik, dünyayı şirinleştirmek için varmış gibi hissediyorum.
Sonuç: Gülümsemek Mi Boykot Etmek mi?
Bütün bu kafa karıştırıcı düşüncelerden sonra, sanırım en iyi çözüm şöyle bir yerde buluşmak: Bazı şeyleri gerçekten ciddiye almayacağız. Her şeyin boykot edilmesini beklemek de doğru değil. Bazı zamanlar sadece gülelim, şirin figürlerin tadını çıkaralım. Belki de bu kediyi boykot etmek yerine, ona gülüp geçmek daha sağlıklıdır. Hem ben de bunu yaparım, çünkü sonuçta, ciddi olmak her zaman en eğlenceli şey değildir, değil mi?